İktisatbank piyasa analizi: Gümüşün onsu spot piyasada ilk kez 100 doları aştı
İktisatbank’ın 26 Ocak 2026’ya ilişkin Günlük Piyasa Analiz ve Yorumu şu şekilde:
Küresel jeopolitik risklerin yeniden öne çıktığı bir dönemde, güvenli liman arayışı kıymetli metalleri tarihî zirvelere taşımaya devam ettiğini gözlemliyoruz. Şöyle ki, gümüşün ons fiyatı, arz sıkıntıları, düşük fizikî likidite ve tarife endişelerinin etkisiyle ons başına ilk kez spot piyasada 100 dolar seviyesini aşarak bu sabah 110 dolar seviyesine dayandı. Gümüşte son dönemdeki parabolik yükseliş artık güçlü bir trend olmanın ötesine geçerek spekülatif bir ivme kazanmış durumda olabileceğinden endişe ediyoruz. Teknik mânâda uzun yılların grafiklerine dayanarak çok uzun bir süre önce gündeme getirdiğimiz 95-96 dolar seviyesinin gerçekleşmesiyle disiplin gereği uzun pozisyonlarımızda geçen hafta kâr al çalıştırmıştık.
Bireysel yatırımcıların gelen ‘ciddi’ mânâda talebin de etkisiyle momentum odaklı işlemlerle paralel patlayıcı yükseliş devam ederken, altın-gümüş rasyosunun da yılbaşında kaleme aldığımız “Cassandra’nın Çığlığı” manşetli yazımızda da belirttiğimiz üzere 31-32 seviyesine doğru ilerlemeye devam ettiğini görüyoruz. Rasyo, haftanın son iş gününü 48 seviyelerinde kapatması ardından bu sabah 47 seviyesinin aşağısına kadar geldi. Gümüşün belki de herkes tarafından alınabilecek tek kıymetli metal olmasına uzun bir süredir işaret ederek bugünlerin -hatta daha fazlasının da- yaşanabileceğini çok önceden gören biri olarak, gelinen seviyelerde bir miktar dikkatli olunması gerektiğini düşünüyoruz. Daha basit bir yaklaşımla, son yıllardır süren yapısal açık fiyatları yukarıda tutmaya devam edecek olsa da, bu denli hızlı yükseliş sonrası kâr realizasyonu ve sert düzeltme ihtiyacını göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.
Altın ise güvenli liman edası ile gümüşe göre daha yavaş bir tempoda olsa da haftanın son iş günü 5bin dolar seviyesinin kıyısına kadar gelmesi ardından bu sabah 5,100 dolar seviyesine dayandı. Fed’in bağımsızlığına yönelik tartışmalar, ABD-NATO hattında artan gerilim, faiz indirim beklentileri, merkez bankalarının fiyattan bağımsız süregelen alımları ve dolardan kaçış eğiliminde sığınılacak tek ‘para’ olarak altının görülmesi, yükseliş isteğinin ivme kazanmasına neden oluyor. Öte yandan, ABD Başkanı Trump, Kanada’nın Çin ile yürüttüğü ticaret anlaşmasını hayata geçirmesi hâlinde Kanada menşeli tüm ürünlere %100 gümrük vergisi uygulanacağını açıklayarak tansiyonu daha da yükselttiğini not etmemiz gerekiyor. Trump, Çin’in Kanada’yı ABD tarifelerini aşmak için âdeta bir arka kapı olarak kullanabileceğini savunurken, Kanada Başbakanı Carney ise Çin’le yapılan temasların serbest ticaret anlaşması değil, mevcut tarife sorunlarının çözümüne yönelik olduğunu vurguladı.
Son dönemde Grönland ve küresel düzen tartışmalarıyla zaten gerilen ABD-Kanada ilişkileri gündemde yerini sıcak tutarken, İran’a yönelen askerî hareketlilik de jeopolitik tansiyonu beslemeye devam ediyor. Kanaatimce, İran’a yapılacak olası bir askerî harekâtin şimdilik rejimi devirmekte yetersiz olarak görülmesi, harekatı ertelerken, Fed Başkanı Powell’ın yerine BlackRock CIO Rick Rieder’ın isminin Kevin Warsh ve Kevin Hassett yerine süratle ön plana çıkması da kafaları karıştırıyor. Geçmişinde Fed tecrübesi olmayan bir ismi olan Rieder’in direksiyona geçme fikri bile piyasaları huzursuz etti. Trump riskini hafife aldığını anlayan piyasaların kıymetli metallere yönelik koşusunun devam etme ihtimali yüksek görüyoruz. Bizler, masanın diğer tarafında yer alan piyasa profesyonelleri olarak disiplin gereği ara ara kâr al çalıştırsak da, Mart 2024’ten bu yana altında, geçen senenin yaz aylarından bu yana ise gümüşte mütemadiyen uzun pozisyon taşıyoruz.
İçinden geçtiğimiz süper emtia döngüsünde, gümüş pozisyonlarımızı 95 doların kıyısından realize etmemiz ardından, gözümüz platin cephesine çevirdik. Geçen hafta başında kaleme aldığımız raporumuzda platin için ön plana çıkardığımız 2,480 dolar seviyesini aşmasıyla, haftanın son iş günü ölçülü miktarda uzun pozisyon açtık. Mevcut ekosistemde ya da tekrar olmayacaksa içinden bulunduğumuz süper emtia döngüsünde, periyodik tabloda yer alan her şeye alıcı gözüyle bakmak gerektiğini bir kez daha düşünürken, özellikle, altının portföylerde yer almasının yapısal bir zorunluluk hâline geldiğini düşünüyoruz. Hemen hemen her enstrümanın dolar ile fiyatlandığı dünyamızda, doların artık sağlıklı bir terazi görevi üstlenmediğini, paydanın bilinçli bir şekilde değer kaybedilmeye zorlandığı için payın da (örnek XAU/USD) yükselmek zorunda olduğunu düşünüyoruz. Zengin olmaktan ziyade, servetin değerini korumak adına büyük resimde yaşanan değişimi ıskalamamak gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle, Davos’ta tarihî bir konuşma yapan Trump’ın, kanaatimce yeni dünya düzenini resmî mânâda ilan ettiğinin altını kalınca çizmemiz gerekiyor!
Haftanın son iş günü, gece geç saatlerde, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin kredi not görünümünü durağandan olumluya güncelledi. Açıkçası bu hamleyi bizler bekliyorduk. Biraz daha katı bir duruşu sergileyen Moody’s ise görünümü durağanda bırakırken, Fitch’in görünüm artırması, bir sonraki hamlenin not artırımı şeklinde olma ihtimalini artırdığını not edelim. Türk mali piyasalarında egemen olan iyimser havanın korunmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Geçen hafta perşembe günü sonuçlanan TCMB’nin yılın ilk olağan PPK toplantısında, politika faizi piyasa beklentisi olan 150 baz puan yerine 100 baz puan indirilerek %37 seviyesine çekildi. Bu adımın, kuvvetle muhtemel haftaya açıklanacak Ocak ayı enflasyonunun ‘biraz’ yüksek geleceği endişesini ile atıldığını düşünüyoruz.
2026 yılını enflasyonun belini bükmek içi belki de TCMB açısından son sene olarak görüyoruz. Akabinde seçim sathına gireceğimizi unutmamak gerekiyor. Petrol fiyatlarının destekleyici duruşu ve hikâyesi olan gelişmekte olan ülkelere yönelik yabancı ilgisi ile olumlu havanın genel ruhunun pek de bozulmayacağını düşünüyoruz. USDTRY kuru otoritenin kontrolünde 43,38 seviyelerine yükselirken, hisse senetlerine olan ilginin ise korunduğunu söylememiz gerekiyor. Borsa İstanbul ana endeksi haftanın son iş gününü %1,1 yükselişle tamamlarken, lokomotif bankacılık endeksi ise %2 yükseliş kaydetti. 2026 yılında ana endeks ve bankacılık endeksinin sırası ile %15,50 ve %9,50 yükseldiğini not edelim. Portföylerde bankacılık hisseleri yanına (biz Akbank’ı beğeniyoruz), Koç Holding, Turkcell ve THY’yi de yazıyoruz (bakınız grafikler). CDS risk primi ise 216 baz puan civarında yatay bir seyir izlerken, 2 yıl vadeli tahvilin bileşik faizinin ise %34,77 seviyesine geriledi. Her ne kadar ocak enflasyonunun yüksek geleceğini anlasak da, TCMB’nin bununla savaşmak isteyeceğine işaret eden kararlı duruşu ardından yılın en azından ilk yarısına yönelik TL varlıklara yönelik olumlu tonumuzu korumaya devam edeceğiz.
Her hafta perşembe günü açıklanan TCMB ve BDDK verilerinin yine oldukça önemli ipuçları sunduğunu söylememiz gerekiyor. Şöyle ki, 16 Ocak ile biten haftada, yurtiçi yerleşiklerin mevduat tercihinde ana hatları ile %60 TP (Türk Parası), %40 Yabancı Para (YP) kompozisyonu korunsa da, YP içerisinde dolardan kaçış eğiliminin majör bir şekilde hissedildiği ve kıymetli madenlere yönelik âşkın ise kuvvetlenmeye devam ettiğini görüyoruz. Gerçek kişilerin söz konusu haftada 1,1 milyar dolar döviz mevduatları azalırken, yerine 1,5 milyar dolar kıymetli metal mevduatta geçtiklerini görüyoruz. Ekteki grafiklerden de görüleceği üzere, yurtiçi yerleşik gerçek kişilerin kıymetli metallerde mevduatı, toplam döviz mevduatının %56,4’üne tekabül ederken, yurtiçi yerleşik tüzel kişileri de denkleme dâhil edersek, kıymetli metallerin toplam YP mevduat içinde payı %34,77 seviyesine yükseldi! Bu oldukça yüksek bir oran!
Kıymetli maden fiyatlarındaki yükselişin TCMB rezervlerine de olumlu bir şekilde yansıması ile TCMB’nin brüt döviz ve altın rezervleri tarihte ilk kez 200 milyar doların üzerine yükselrken, altın fiyatlarının da yardımı ile, TCMB’nin net YP pozisyonu da ilk kez 70 milyar doları aştı (bakınız grafik). Artan Türkiye ilgisine paralel yabancı yatırımcıların menkul kıymet pozisyonu da ilgili haftada net anlamda 4,2 milyar dolar ile (2,3 milyar dolar kısmı Hazine’nin Eurobond ihracı) rekor mânâda artış kaydetti. Elbette kompozisyonda bizi biraz daha ilgilendiren hisse senedi ve DİBS tarafında ise sırası ile 0,2 milyar dolar ve 1,1 milyar dolar artış olmuş. Hisse senedi cephesinde son yedi haftada 1,4 milyar dolar giriş yaşanırken (borsadaki yükselişi açıklıyor), tahvil tarafında ise bu rakam 2,5 milyar dolar! (bakınız grafik).
Belki de en önemli konuyu sona saklamış olduk! Dolardan koşar adım uzaklaş ya da “ABD’yi sat” temasına paralel doların önde gelen para birimlerine göre değerini gösteren dolar endeksi (DXY) cephesinde beklediğiniz aşağı yönlü kırılımın artık an meselesi olduğunu itiraf etmemiz gerekiyor. Bültenlerimizi yakından takip eden okurlarımızın DXY’nin son 15 yılın destek seviyesi olan 97 sınırında neredeyse son altı aydır beklediğini ve aşağı yönlü kırılımın an meselesi olduğunu belirttiğimizi hatırlayacaklardır. Destek bölgesi olan 97 seviyesinin altında aylık bir kapanış (teyit) durumunda, doların değer kaybının şiddetleneceğini düşünüyoruz (bakınız grafik). Zaten para birimleri liginde, EUR ve GBP sırası ile 1,1900 ve 1,3700 seviyesine dayanarak son dört ayın zirvesini test ederken, DXY ise son sekiz ayın en kötü haftasını geride bırakması ardından alarm zillerini çalmaya devam ettiğini görüyoruz. Sezen Aksu’ya geri dönelim: Git, git, gitme ne olursun…
Yeni haftaya ve günün ilk saatlerine girerken, bir süredir baskı altında kalan Japon Yeni’nin yeniden sahneye çıktığını görüyoruz. Son haftalarda genişlemeci maliye politikaları ve Japonya Merkez Bankası’nın temkinli faiz artış süreci nedeniyle tahvil getirilerinin yükseldiğini, Yen’nin ise zayıflayarak USDJPY paritesinde 160 seviyesine kadar yaklaştığını ve hâliyle alarm zillerinin de çaldığından söz etmiştik. Haftanın son işlem saatlerinde New York Fed’in büyük bankalarla gerçekleştirdiği fiyat kontrolleri (rate checks), ABD-Japonya koordineli bir döviz müdahâlesi ihtimalini yeniden gündeme taşıdı. Bu gelişmenin ardından Yen cephesinde oldukça sert bir toparlanma yaşanırken, Başbakan Takaichi spekülatif piyasa hareketlerine karşı gerekli adımların atılacağını vurguladı. Haftayı 155,71 seviyesinden kapatan USDJPY, yeni haftanın ilk işlem saatlerinde 154 seviyesinin de altına sarkarak Yen’deki güçlenmenin sürdüğüne işaret etti.
ABD borsaları haftanın son iş gününü göreceli olarak yatay tamamlarken, yeni gün başlangıcında, Asya cephesine büyük bir ayrışmanın hâkim olduğunu görüyoruz. Yen’in değer kazanmasının ihracat odaklı Japonya ekonomisine yaramayacağı beklentisiyle gösterge endeks Tokyo borsası %2 gerilerken, diğer Asya borsalarında ise küçük de olsa yeşil rengin hâkim olduğunu görüyoruz. Kripto cenahında ise amiral gemisi bitcoin için ‘keyifsiz’ seyrin korunduğunu da not etmemiz gerekiyor. Bitcoin’in 88-90bin dolar aralığından bir türlü kalıcı olarak uzaklaşamaması, öte yandan, yatırımcı tercihinin kıymetli madenlere kaydığı gerçeğinden de hareketle, daha aşağı seviyelerin görebileceğini düşünüyoruz (bakınız grafikler).
Piyasaların oldukça yoğun ve hareketli bir haftaya soyunduğunu not etmemiz gerekiyor. Kanada’ya yönelik %100 tarife tehdidi ve ABD’de hükûmetin yeniden kapanma ihtimali, yarın ABD’de açıklanacak tüketici güveni verisi, hafta ortası Fed’in faiz kararı ve Başkan Powell’ın basın toplantısı ana gündem maddeleri olurken, mikro cephede ise Microsoft, Meta, Tesla ve Apple bilançoları yakından takip edilecektir.
İktisatbank Günlük Piyasa Analiz ve Yorumu 26 Ocak Pazartesi