2 Nisan 2026, 12:07:09
Dolar 44,4975
Euro 51,6311
Altın 6.697,44
BİST 12.937,87
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 21°C
Çok Bulutlu
Mersin
21°C
Çok Bulutlu
Per 17°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 18°C

Medya Etik Kurulu: Yasa tasarıları ifade ve basın özgürlüğünü zedeliyor

Medya Etik Kurulu: Yasa tasarıları ifade ve basın özgürlüğünü zedeliyor
07/02/2026 14:22
A+
A-
  • “Masumiyet karinesi, basını susturan bir yorumla ele alınıyor… Dezenformasyonla mücadele adına niyet ve algıya dayalı suç tanımları genişletiliyor…”
  • “Kamu yararı taşıyan bilgilerin, özellikle siyasetçiler, kamu görevlileri ve kamu gücü kullanan kişilerle ilgili iddiaların toplumla paylaşılmasını fiilen engelleyecek bir nitelik söz konusu”
  • “Söz konusu yasa tasarıları, gereksiz sınırlamalar getirilmeden, ifade özgürlüğünü ve basın özgürlüğünü esas alan bir yaklaşımla yeniden ele alınmalıdır”

Medya Etik Kurulu, Ceza Yasası, Bilişim Suçları Yasası ve Ceza Muhakemeleri Değişiklik Yasa Tasarılarının, gereksiz sınırlamalar getirilmeden, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünü esas alan bir yaklaşımla yeniden ele alınması gerektiğini açıkladı. Kurul, masumiyet karinesinin basını susturan bir yorumla ele alınmasının, dezenformasyonla mücadele adına niyet ve algıya dayalı suç tanımlarının genişletilmesinin, siyasal eleştirinin diplomatik rahatsızlık gerekçesiyle cezai alana çekilmeye çalışılmasının ve zem-kadih gibi çağdaş hukuk sistemlerinde terk edilmiş suç tiplerinin korunmasının demokratik toplum düzeniyle bağdaşmadığına vurgu yaptı.

Söz konusu yasa tasarılarının ifade özgürlüğünü doğrudan yasaklayan hükümler içermese de belirsizlik, cezai risk ve niyet okuması üzerinden caydırıcı bir hukuki iklim yarattığına işaret edilen değerlendirmede; gazeteciliğin bu çerçevede kamusal denetim faaliyeti olmaktan uzaklaştığı, ispat külfeti göz ardı edilerek sürekli hukuki savunma yapmak zorunda kalan bir mesleki pratiğe indirgendiği kaydedildi.

Medya Etik Kurulu, Ceza Yasası, Bilişim Suçları Yasası ve Ceza Muhakemeleri Değişiklik Yasa Tasarılarıyla ilgili değerlendirme yaptı.

Kurul, yasal düzenlemeleri medya etiği, gazetecilik pratiği ve ifade özgürlüğü ilkeleri çerçevesinde ele alarak, Yüksek Yönetim eski Denetçisi ve eski Yüksek Mahkeme Yargıcı Emine Dizdarlı’nın katkısıyla değerlendirdi.

İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün demokratik toplum düzeninin tamamlayıcı unsurları olduğuna işaret edilen değerlendirmede, ceza hukuku alanında yapılacak her düzenlemede bu dengenin gözetilmesi gerektiği belirtilerek, “İfade alanını daraltan değil, güvence altına alan” bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği vurgulandı.

“KAMUSAL DENETİMİ DARALTAN BİR YÖNELİM İÇERİYOR”

Ceza Muhakemeleri Değişiklik Yasa Tasarısı, Ceza Değişiklik Yasa Tasarısı ve Bilişim Suçları Değişiklik Yasa Tasarısı’nın, ifade özgürlüğünü ve gazetecilik faaliyetini korumak yerine belirsiz kavramlar ve geniş yorum alanları üzerinden kamusal denetimi daraltan bir yönelim içerdiği savunuldu.

Basın ve haber alma özgürlüklerinin anayasa koruması altında olduğuna dikkat çekilerek, bu özgürlüklerin özüne dokunulmadan yalnızca kamu yararı ve kamu düzenini korumak amacıyla, belirli koşullar altında sınırlandırılabileceği ifade edildi.

“MASUMİYET KARİNESİ” VE MAHKEME HABERCİLİĞİ”

Ceza Muhakemeleri Değişiklik Yasa Tasarısı’nda “masumiyet karinesi”ne yönelik düzenlemenin, yalnızca bireylerin yargı sürecindeki haklarını korumakla sınırlı kalmadığı; kamu yararı taşıyan bilgilerin, özellikle siyasetçiler, kamu görevlileri ve kamu gücü kullanan kişilerle ilgili iddiaların toplumla paylaşılmasını fiilen engelleyecek bir nitelik taşıdığı belirtildi.

Değerlendirmede şu ifadelere yer verildi:

“Rüşvet, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma ve kamu kaynaklarının usulsüz tahsisi gibi konular, doğası gereği yargı süreçleriyle iç içedir. Bu tür dosyalarda isim ve bağlamdan arındırılmış bir habercilik, kamusal denetim işlevini ortadan kaldırır. Basının rolü yargılamayı etkilemek değil, toplumu bilgilendirmektir…”

“ORGANİZE DEZENFORMASYON VE GAZETECİLİK FAALİYETİ”

Organize dezenformasyonla ilgili öngörülen düzenlemeye ilişkin değerlendirmede, “yanlış olduğunu bilerek ya da bilmesi gerektiği hâlde” ifadesinin cezai sorumluluğu nesnel olgular yerine niyet okumaya dayandırdığı belirtildi.

Bu yaklaşımın ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmadığı, gazeteciliğin rahatsız edici ve sarsıcı ifadeler içerebileceği, bir ifadenin kamuoyunda endişe yaratmasının tek başına cezalandırma gerekçesi olamayacağı vurgulandı.

“YABANCI DEVLET VE YETKİLİLERİNE HAKARET”

Yabancı devlet ve yetkililerine hakaret düzenlemesinin, siyasal eleştiri ile hakaret arasındaki sınırları belirsizleştirdiği ifade edildi. Haber içeriğinden çok olası siyasal etkilerin cezai sorumluluğun merkezine yerleştirildiği kaydedildi.

Bu yaklaşımın basını dış politika alanında sessizliğe zorlayan bir hukuki iklim yarattığı belirtildi.

“ZEM VE KADİH SUÇ OLMAKTAN ÇIKARILMALIDIR”

Zem ve kadih düzenlemelerinin çağdaş demokratik hukuk düzeniyle bağdaşmadığı belirtilerek, bu suçların ifade özgürlüğü üzerinde sürekli caydırıcı etki yarattığı, oto sansürü derinleştirdiği vurgulandı.

Güney Kıbrıs hukuk sisteminde bu suçların ceza yasasından çıkarıldığı hatırlatılarak, kişilik haklarının ceza hukuku yerine medeni hukuk ve tazminat mekanizmalarıyla korunması gerektiği ifade edildi.

“BİLİŞİM SUÇLARI VE DİJİTAL İFADE ALANI”

Bilişim Suçları Yasası’na ilişkin değerlendirmede, trafik verilerine mahkeme kararı olmaksızın erişim imkânı tanıyan düzenlemelerin özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtildi.

“İçerik sağlayıcı” tanımının olağanüstü genişletilmesinin gazetecilerle birlikte sıradan yurttaşları da doğrudan sorumluluk altına soktuğu, bunun dijital ifade alanı üzerinde ağır bir baskı yarattığı ifade edildi.

BTHK’ye tanınan yüksek idari para cezası yetkisinin orantılılık ilkesini zedelediği, ispat külfetinin fiilen gazeteciye yüklendiği ve bunun hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı kaydedildi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.