4 Temmuz 2026, 18:44:35
Dolar 46,8088
Euro 53,5617
Altın 6.277,78
BİST 14.417,91
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 31°C
Parçalı Bulutlu
Mersin
31°C
Parçalı Bulutlu
Cts 31°C
Paz 30°C
Pts 30°C
Sal 30°C

Özer Kanlı yazdı: Fransız mahkemesinin kararı, federasyon tüccarlığı yapanlara yeni bir tokattır

Özer Kanlı yazdı: Fransız mahkemesinin kararı, federasyon tüccarlığı yapanlara yeni bir tokattır
04/07/2026 16:07
A+
A-

Gazeteci-yazar Özer Kanlı, Fransa’da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin çıkardığı Avrupa Tutuklama Emri kapsamında Litvanya vatandaşı Rasa Zilevice hakkında verilen iade kararını değerlendirdi.

Kanlı, söz konusu kararın Kıbrıs sorununda federasyon temelinde çözümün tüm sorunları ortadan kaldıracağı yönündeki görüşleri zayıflattığını ifade ederek, Rum tarafının amacının çözüm değil, Kıbrıs Türk tarafını kendi istediği çözüme zorlamak olduğunu belirtti.

Rum tarafının mülkiyet meselesini hukuki bir zeminde çözmek yerine siyasi baskı aracı olarak kullandığını ifade eden Kanlı, bunun yalnızca belirli kişileri değil, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan, yatırım yapan, iş kuran veya KKTC ile ekonomik ilişki içerisinde bulunan herkesi hedef aldığını yazdı. Kanlı, bu süreç karşısında KKTC’nin daha güçlü bir devlet refleksi göstermesi gerektiğini belirterek, Maraş konusunda daha kararlı adımlar atılmasını, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun ve diğer devlet mekanizmalarının daha etkin kullanılmasını önerdi. Ayrıca eşdeğer mal ve tazmin sisteminin güçlendirilmesi ile uluslararası alanda tanıtım ve diplomatik faaliyetlerin artırılması gerektiğini ifade etti.

Yazısında, Rum tarafının uluslararası hukuk mekanizmalarını siyasi baskı aracı olarak kullandığını savunan Kanlı, Kıbrıs Türk tarafının egemenlik siyaseti, mülkiyet rejimi ve diplomatik girişimlerini daha güçlü şekilde ortaya koymasının önem taşıdığını dile getirdi.

Kanlı’nın değerlendirmesinin tamamı şu şekilde:

“Fransa’da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin çıkardığı Avrupa Tutuklama Emri doğrultusunda bir Litvanya vatandaşı hakkında verilen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne iade kararı, hala ‘federal çözüm olacak , her şey çözüme kavuşacak’ masalı okuyanların yüzüne vurulan yeni bir tokattır. Rum tarafıyla anlaşılırsa egemenlik de güvenlik de garantiler de toprak da mülkiyet de AB başlığı da çözülür’ diye umut pazarlayanlara Rum ‘ dostlarının’ verdiği küfürden de ağır yanıttır.

Neden? Çünkü bu olay bir kez daha göstermiştir ki Rum tarafının derdi çözüm değildir; derdi bizi ezmektir, istediği çözüme mahkum etmektir. Hangi partiye sempati duyarsa duysun, Halkımızın ezici çoğunluğu durumu iyi biliyor ama kuru kafalılar anlamıyor; Rum yönetimi, Kıbrıs Türk halkını egemen eşit bir ortak olarak görmek istemiyor. Rum yönetimi, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini kabul etmek istemiyor. Rum yönetimi, Kıbrıs Türk tarafını kendi iradesiyle yaşayan egemen bir halk olarak değil, günün sonunda Rum egemenlik düzenine boyun eğdirilmesi gereken bir topluluk olarak görüyor. Bugün mülkiyet meselesi üzerinden kurulan hukuki-terör düzeni tam da bu zihniyetin ürünüdür.

‘YAPILMASI GEREKEN RUM TARAFININ HUKUK SOPASINA KARŞI FEDERASYON MASALI ANLATMAK DEĞİL, SAHADA VE MASADA GÜÇLÜ DEVLET REFLEKSİ GÖSTERMEKTİR’

Ortada artık çıplak bir gerçek vardır: Rum tarafı mülkiyet meselesini hukuk zemininde çözmeye çalışmıyor; mülkiyeti bir siyasi silaha, bir cezalandırma aracına, bir uluslararası takip ve yıldırma mekanizmasına dönüştürüyor. Hedef sadece belli kişiler değildir. Hedef, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan, yatırım yapan, ev alan, iş kuran, çalışan, ticaret yapan ve KKTC ile ilişki kuran herkesin üzerinde korku iklimi yaratmaktır. Verilmek istenen mesaj şudur: ‘KKTC ile iş yaparsanız, Avrupa’da peşinize düşeriz. Havaalanında aldırırız, mahkemeye çıkartırız, seyahat özgürlüğünüzü kısıtlarız, sizi suçlu muamelesine tabi tutarız’

İşte Fransa’daki son kararın anlamı budur.

O halde yapılması gereken de bellidir. Rum tarafının hukuk sopasına karşı hâlâ federasyon masalı anlatmak değil, sahada ve masada güçlü devlet refleksi göstermektir.

KANLI, ATILMASI GEREKEN ADIMLARI DA SIRALADI

Birinci adım Maraş’tır. Maraş dosyası daha kararlı, daha sistemli ve daha stratejik biçimde ilerletilmelidir. Rum tarafı mülkiyeti silah yapıyorsa, Türk tarafı da Maraş’ta ve diğer alanlarda kendi hukukunu, kendi mülkiyet düzenini ve kendi çözüm mekanizmalarını gerek Taşınmaz Mal Komisyonu gerekse diğer KKTC Devlet mekanizmaları, kurumlarıyla daha görünür hale getirmelidir. 1974 öncesi Rum Devletine ait yerler derhal KKTC Devleti’nin ilgili yerlerince kullanıma açılmalıdır. Rumlara mal iadesi için gereken kaynak Anavatan Türkiye’den sağlanacak maddi kredi ile devreye sokulmalıdır. KKTC ve TC iş dünyasının 1974 öncesi Rumlara ait olan malları almalarının önü açılmalıdır. Vakıfların hakkı olan yerler Vakıf hukuku doğru değerlendirilerek , gerçekler göz önünde tutularak, iyi bir inceleme sonucu Vakıflara verilmelidir.

İkinci adım, eşdeğer mal, tazmin olayının çok daha etkin çalıştırılmasıdır. 2004 referandumu yaşanmakta olan adı konmamış memorandumdan vazgeçilmelidir. Konu hassas olduğu için çok açmayacağım ama şu kadarını belirteyim; ellerinde KKTC Devleti’nin verdiği yüz binlerce, milyonlarca puan tutanlar için yeni kaynak paketleri ilan edilmelidir.

Üçüncü adım tanıtma ve diplomatik mücadeledir. Rum tarafı yıllardır tek taraflı meşruiyet avantajını kullanarak Avrupa’da ve uluslararası alanda kendi hikâyesini anlattı. Kıbrıs Türk tarafı ise çoğu zaman haklı olduğu alanlarda bile savunmada kaldı. Bu artık değişmelidir. KKTC’nin hukuki tezleri, mülkiyet konusunda sunduğu çözüm yolları, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun meşruiyeti ve Rum tarafının yürüttüğü siyasi-hukuki baskı kampanyası uluslararası alanda çok daha sert, çok daha örgütlü ve çok daha sistemli biçimde anlatılmalıdır. Tanıtma bir lüks değil, artık bir güvenlik meselesidir.

Çünkü mesele sadece bir dava meselesi değildir. Mesele, Rum tarafının Kıbrıs Türk halkına ve KKTC ile ilişkili herkese verdiği mesajdır. O mesaj şudur: ‘Sizi sadece masada sıkıştırmayacağız; Avrupa mahkemelerinde, havaalanlarında, yatırım dosyalarında, tutuklama emirlerinde ve diplomatik baskı mekanizmalarında da boğacağız.’ Buna verilecek cevap ise daha fazla taviz, daha fazla romantizm, daha fazla federasyon edebiyatı olamaz.

Bu saatten sonra Kıbrıs meselesinde en tehlikeli siyaset, Rum tarafının niyetini hâlâ gizleyebildiğini sanan siyasettir. En zararlı söylem, ‘biraz daha esnersek çözüm olur’ diyen söylemdir. En büyük aldatmaca ise egemen eşitliği sulandırıp bunu barış diye pazarlamaktır.

Fransa’daki karar, federasyon masalı satanlara inmiş bir tokattır. Bu tokadın sesi duyulmayacaksa, yarın daha ağır bedeller ödenir. Kıbrıs Türk halkının ihtiyacı yeni hayaller değil; daha güçlü kurumlar, daha kararlı bir egemenlik siyaseti, daha etkin bir mülkiyet rejimi ve Rum tarafının hukuk terörüne karşı daha sert bir devlet refleksidir.

Çünkü Rum tarafını tek yola getirecek olan şey, Kıbrıs Türk tarafının geri çekilmesi değil; tam tersine, daha güçlü durmasıdır”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.