Özer Kanlı yazdı: Yapıcı muğlaklık, yeni krizlerinin başlangıç noktası olmaktan öteye geçemez
Gazeteci-yazar Özer Kanlı, Kıbrıs müzakerelerinde gündeme geldiği öne sürülen “yapıcı muğlaklık” yaklaşımını eleştirerek, tarafların farklı şekillerde yorumlayabileceği bir anlaşmanın kalıcı çözüm değil, gelecekte yeni krizlerin kaynağı olacağını belirtti.
Kanlı, kaleme aldığı yazıda, Rum siyaset bilimci ve gazeteci Kiryakos Yakovides’in Rum basınında yayımlanan değerlendirmesine yer vererek, Yakovides’in Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín’in üzerinde durduğu iddia edilen “yapıcı muğlaklık” anlayışına yönelik eleştirilerine dikkat çekti.
Yakovides’in, farklı yorumlara açık önerilerin “devletin temellerine yerleştirilmiş saatli bombalar” olacağı yönündeki değerlendirmesine katıldığını ifade eden Kanlı, Türk tarafının “konfederasyon”, Rum tarafının ise “federasyon” olarak yorumlayabileceği bir uzlaşının kısa vadede diplomatik başarı gibi sunulabileceğini ancak bunun kalıcı barış sağlamayacağını yazdı.
Kanlı’nın yazısının tamamı şu şekilde:
“YAZI-YORUM: Yapıcı Muğlaklık mı, Saatli Bomba mı? Holguin hanım , RUMLARIN KENDİLERİNE UYGUN BİR ‘FEDERASYON’ BİZİM KENDİMİZE UYGUN BİR ‘KONFEDERASYON’ zannedeceğimiz öneriler, fikirler ortaya koymakla doğru bir iş yaptığını sanıyorsa, yanılıyor.
Rum siyaset bilimci ve gazeteci Kiryakos Yakovides’in Fileleftheros gazetesindeki yazısını okudum. Eskiden Rum basınında yayımlanan bir yazıya ulaşmak, onu tercüme ettirmek ve değerlendirmek günler alırdı. Bugün ise yapay zekâ ve dijital teknolojiler sayesinde bunlar birkaç dakikada mümkün oluyor.
Yakovides, Rum lider Nikos Hristodulidis’e sert bir uyarıda bulunuyor. Dile, millete ve etnik kimliğe dayalı federasyon ya da konfederasyon modellerinin Kıbrıs için felaket olacağını savunuyor. Sovyetler Birliği’ni, Yugoslavya’yı ve Çekoslovakya’yı örnek göstererek, farklı milletlerden oluşan devletlerin eninde sonunda parçalandığını ileri sürüyor.
Bu yaklaşım bana yabancı gelmedi. Tam tersine, yıllardır savunduğum bir gerçeği bir kez daha hatırlattı. Rum tarafı, nüfus çoğunluğunu esas alan bir devlet yapısı istiyor. Yani çoğunluğun yönettiği, azınlığın ise alınan kararlara uymak zorunda kaldığı bir düzen…
Aslında Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün temel nedenlerinden biri de budur. Rum tarafının önemli bir bölümü, ortaklığı iki kurucu halkın siyasi eşitliği üzerine değil, nüfus çoğunluğunun hâkimiyeti üzerine kurmak istemektedir.
Ancak bu yazıda dikkatimi çeken asıl nokta, Yakovides’in BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín’in üzerinde durduğu iddia edilen ‘yapıcı muğlaklık’ anlayışına yönelik eleştirileridir.
Yakovides şöyle diyor:
‘Yapıcı muğlaklık, gerçekte hakikatin gizlenmesidir. Her tarafın kendi çıkarına uygun yorum yapmasına izin veren bu yöntem, matematiksel bir kesinlikle yeni çatışmalar doğuracaktır. Birbirine tamamen zıt yorumlara açık öneriler çözüm değil, devletin temellerine yerleştirilmiş çok megatonluk saatli bombalardır.’
Bu değerlendirmeye katılıyorum.
Çünkü Türk tarafının ‘konfederasyon’ olarak anlayacağı, Rum tarafının ise ‘federasyon’ olarak yorumlayacağı bir anlaşma, belki kısa vadede Birleşmiş Milletler için diplomatik bir başarı hikâyesi olabilir. Masadan bir uzlaşı çıkmış gibi gösterilebilir.
Ama Kıbrıs’ta kalıcı barış böyle sağlanamaz.
‘KİMSE GEÇMİŞİN YENİDEN YAŞANMASINI İSTEMİYOR’
Aksine, farklı yorumlara açık hükümler, ilk ciddi kriz anında tarafları yeniden karşı karşıya getirir. Hukukun yerini güç mücadelesi alır. O zaman da anlaşmanın değil, yorumların savaşı başlar.
Bunun örneğini zaten yaşamadık mı?
1960 Ortaklık Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşmaları da birçok konuda farklı yorumlara açıktı. Rum liderliği zaman içinde Anayasa’nın hükümlerini kendi bakış açısına göre yorumladı, Türk tarafının ortaklık haklarını fiilen ortadan kaldırdı ve sonunda 1963’te Kıbrıs Türk halkı devlet kurumlarından silah zoruyla dışlandı.
Bugün Türk tarafının güvence istemesinin temel nedeni de budur.
Kimse geçmişin yeniden yaşanmasını istemiyor.
Bu nedenle yeni bir çözüm aranacaksa, metinler herkesin farklı anlamlar çıkarabileceği belirsiz ifadelerle değil; açık, net ve yoruma kapalı hükümlerle hazırlanmalıdır. Çünkü diplomasi bazen belirsizlikten yararlanabilir; fakat devletler belirsizlik üzerine inşa edilemez.
Yakovides’in ‘saatli bomba’ benzetmesi belki kendi siyasi tezini savunmak için yapılmış olabilir. Ancak bu benzetme, farkında olmadan Türk tarafının yıllardır dile getirdiği en temel kaygıyı da doğrulamaktadır.
Kıbrıs’ın artık yeni bir ‘yapıcı muğlaklığa’ değil, herkes için aynı anlamı taşıyan açık kurallara ihtiyacı vardır. Aksi halde bugün başarı diye sunulan bir anlaşma, yarının yeni krizlerinin başlangıç noktası olmaktan öteye geçemeyecektir”